Img 0205Img 0033

Serdar Tuncer Lale Bahcesi
. -

Asım Yıldırım Bağlanmayacaksın
. -

Serdar Tuncer-Sezai Karakoç şiiri Sürgün Ülkeden

Bir yürek ki yanmaz yürek denir mi ona
Sevmek haram yüreğinde ateş olmayana
Bir günü sevgisiz geçirdinse yazık
En boş geçen günün o gündür inan bana

SAYFANIN EN ALT BÖLÜMÜNDE YÖRESEL HALAYLAR BULUNMAKTADIR..... Toplist, Site Ekle Sadakatli Olmak Kadar Zor Birşey Varmı ki Hayatta... - Blogcu




Kafesteki Papağan





Kafesinde hapsettiği güzel bir papağanı olan bir tacir, ticaret için Hindistan'a gidecektir. Cömert olduğu için hizmetkarlarına arzularını sorar,siparişler alır. Çok sevdiği papağanına dönerek ona da isteğini sorar. Papağan "oradaki papağanlara halimden bahset ve selamımı ilet" der. Aslında bu selam bir şifredir. Papağan bu yolla Hindistandaki özgür papağanlarda kafesten kurtulmak için bir kurtuluş yolu, bir nasihat istemektedir. Tacir Hindistan'a vardığında daldan dala konan bir kaç papağan görür. Onlara kafesindeki papağanını selamını söyler. Bu selamdan ve papağanın hal diliyle yaptığı feryattan duygulanan papağanları birden bir titreme alır,dallardan yere düşüp ölürler.
Tacir bu duruma çok üzülür,ama işlerini halletmek için oradan ayrılır. Daha sonra ticaretini yapıp memleketine geri dönen tacir, çok sevdiği papağanının yanına gelir. Papağan, "selamımı ilettin mi?" diye sorunca tacir gördüklerini anlatır. "Onlara kafesimdeki papağanımın size selamı var, dedim. Hepsini birden bir titreme aldı ve dallarından düşüp öldüler" der. Bunu duyan papağanı da aynı titreme alır ve o da ölerek kafesin zeminine düşer.
Tacir bu duruma çok üzülür, ağlamaya başlar. Daha sonra kafesi dışarı çıkarır,ölü papağanı da kafesten çıkarıp cesedini yere koyar ve gömmek için yer hazırlamaya başlar. Fakat papağan birden canlanır ve yüksek bir ağacın dalına konar. Tacir bunu görünce hem hayret eder hem de sevinir. Kuştan bu işin hikmetini sorar. Papağanı cevap verir.
"Hindistan'daki o kuşlar bana hal diliyle seni sesinin ve tüylerinin güzelliği kafesledi. Oradan kurtulmak için öl ve özgürlüğüne kavuş" demek istediler. Ben de kendimi öldürdüm ve kurtuldum.


Mevlanadan....


Ahireti kazanmak için ölmek gerekir kendini nefsini öldürmek gerekir...

Yorum (0) Yorum yaz!

Tekrardan Yazmaya Başladım

Uzun süredir ara verdiğim blog sayfama nihayet tam anlamıyla geri döndüm.Birkaç düzenleme yaptım.Yakında önceden yazdığım yazılarımı da paylaşmaya başlayacağım.
Herşey gönlünüzce olsun.
Yorumlarınınzı ve paylaşımlarınızı eksik etmemeniz dileğiyle...

www.ruzgar567.blogcu.com

Yorum (1) Yorum yaz!

Aynı Dili Konuşmak...

 

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne  kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.

"Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma  tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra  20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla."

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya  koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Cevap yok.

Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış "Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Gene cevap yok.

Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Hala cevap yok.
Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış "Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Gene cevap alamamış.

Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"

"Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk"

Hikayenin ana fikri: Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki kişilerde  olmayabilir. Problemlerin sebebini biraz da kendimizde aramalıyız

 

Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.
 

 Mevlana

Yorum (0) Yorum yaz!

Bir Tarafım Hacı Bektaş-ı Veli Diğer Tarafım Mevlana






Bir Tarafım Hacı Bektaş-ı Veli Diğer Tarafım Mevlana


Bir adam kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alır.Neden sonra, yaptıklarından pişman olur
ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektas Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak
ister. O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı
Bektas Veli

- ' helal değildir ' diye bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatır .

Mevlana ise ; bu hediyeyi kabul eder.

Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.

Mevlana söyle der:
- Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı'na gider ve Hacı Bektas Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektas Veli'ye sorar.

Hacı Bektas da söyle der:

- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir.Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."

Yorum (0) Yorum yaz!

Yolda yürürken düşünüyorum...





Yolda yürürken ayaklarımı sevdiğimi fark ettim birden. Onların bir kunduranın kavrayışına tahammüllerini, beni taşımak yeteneklerini, yere basmaktaki meziyetlerini.

Yolda yürürken gözlerimi sevdiğimi fark ettim. Onların hiç umurunda değildi ayaklarımın becerisi. Onlar tüm becerilerini sergiliyorlardı önüne çıkanı görmek için. Yalnız görmekte değil üstelik bu görüntüyü beynime aktarmak için.

Yolda yürürken tenimi sevdim birden, onların üşümek, ısınmak, yanmak, okşamak yeteneklerini sevdim. Hayata, hayatın onlara sunduklarına verdikleri o muhteşem kendiliğindenlikteki tepkilerini sevdim.

Yolda yürürken kulaklarımı sevdim birden. Yüzüme bir çok kez kepçe gibi asıldıklarını düşündüğüm kulaklarımı üstelik. Onların her müziği dinleyememekteki hünerlerini sevmiştim zaten. Hiç sevememişlerdi acı soslu arabesk inletileri. Yürek parçalayıcı halk ezgilerine ise nasılda açmışlardı kendi kepçelerini, tıpkı bir anten gibi. Ama şimdi yolda yürürken bir başka seviyordum onları. Simitçinin "simit" diyen sesini duyuşlarini, pazarcinin iş arkadaşina "fasulyeleri şuraya koy" diyen sesini duyuşlarini, giden trenin timbirtilarini uzaktan alişlarini, yolda yürürken sevdim kulaklarimi.

Yolda yürürken bedenimin tüm fonksiyonlarini yerine getiriş becerisini sevdim bu dogru. Her şeye ragmen dişlerimde bir sakizin uzamasi olabilirdi pekala hala, damagimda bir yiyecegin tadi. Yüregim ben yönetmesem de devam ediyordu hayata. Bunu anlamak için gerek yoktu ki grafik göstergelere.

Hayattayim işte, hayatta... ve yolda yürüyorum. Hayati güzel buluyorum. Yolu çok çok güzel. Iyi ki çikmişim arabanin kafesinden. Iyi ki düşmüşüm yollara. Daha fazla hayat var yollarda. Daha fazla insan. "Ne güzel ne güzel, çok şükür çük şükür yaşiyorum" diyecek daha çok gerekçe.

Yolda yürürken düşünüyorum...

Yorum (0) Yorum yaz!

Mevlana'dan....


Güzel sesli bir hafız Kur'an okuyordu. Kulağına gelen bu güzel sesten etkilenen Hz. Mevlânâ da gözyaşıyla dinliyordu. Bu sırada elini ağzına kapayarak esneyen bir adam, Mevlânâ'nın bu gözyaşlarına bir mana veremeyerek sordu:

-Efendi Hazretleri niçin ağlıyorsunuz, ağlanacak bir şey mi var ortada?

Mevlânâ esneyen adama anlayacağı dilden cevap verdi:

-Güzel sesli hafızlardan gelen Kuran sesi bana, cennet kapısının açılış sesi gibi geliyor da onun için...

Esnemeye devam den adam da başını sallayarak:

-Bana da cennet kapılarının açılış sesi gibi geliyor, dedi.

Mevlânâ küçük bir düzeltme yaptı:

- Aramızda ince bir fark var, dedi. Senin duyduğun ses, cennet kapısının açılış sesi değil kapanış sesi olmalıdır. Çünkü dedi, açılış sesi gözyaşı döktürür, kapanış sesi ise uyku getirir...

Yorum (0) Yorum yaz!

Bir Dosta Mektup





Yağmur damlaları saçaklardan sarkarken gönüllere,puslu bir havanın kasvetinde yazıyorum bunları sana…

Uykusuzluğun verdiği delilik zamanlarında gözlerimin altında ki morluklar kadar yoksun düşlerimde.geçmişin şimdilere döndüğü zamanlardır bende ,zamanın durduğu an ve başlarım yazmaya ruhumdan esen rüzgarlarım gibi…


Düşünürüm de şimdi seni ;
Çelişki dolu bir ruhun en güzel yansımasıydın , şehvetin ile ter kokan yatağımda.gün olur eserdin ruhumda savurur dağıtırdın kimliğimi zamanın esiri ruhlara…an olurdu zamanı durdururdun gözlerinde , alırdın hiçliğin zamansızlığına beni de.erişemezdin çok zaman ruhuma, ruhumu ben sererdim ayakların altına ...ezer geçer miydin beni?hıh…

Düşünür müsün bazen beni,düşünürüm de bazen bunu.şaşırır gülerim kendime sonra.nasıl çıkmıştın karşıma ve nasıl …nasıldı ama ilk öpüşmemiz ya ilk sevişmemiz?ahhh o ilk ruhuna dokunuşum…kendine sakladığın o ilk gülüş…senin sesine aşık olmuştu ruhum ilk bana söylediğin şarkıyla.şimdiyse nefretine mi dersin aşık ruhum?bomboş bir aşkın gölgesiz izleriydi sanırım yaşadığımız.öyleyse neden hala düşümdesin ?

Zaman mumların ömrü kadardır odamda ve düşlerim sonsuzdur bıraktığın izlerde.ben yazarken hala sana ,unutulmuş bir tutkunun külüydüm aslında.aldanma düşlerimin gölgesi kelimelere,inanma yazdığımı düşündüğüm bu çelişkilere.ulaşır mı sana geçmişim bilmem ama var oldun yine bir kalbin zindanlarında.artık duvarlara yansıyan mumların can çekişi gibiydi düşlerin çok zaman ve aşkın gibiydi mumların alevi.hani derler di ya rüzgarın mumu söndürüp ateşi körüklemesi gibi.işte tam böyleydi yaydığımız ateş ve ışık.bir rüzgar olmasa da esen bir üfleyişti belki zaman…

Mumlarım yaşlanmaya başladı ruhum kağıtlarda erirken.düşlerinin zamanı tükenmeye başladı ,çelişkilerim gerçeklere sarılırken.sen rüyaların pembeliğinde sürdürürken aşkını bir ben miyim kağıtlarda tüketen düşlerini?sormak isterdim sana gerçeklerini.neyse artık ışığım tükeniyorken bana sana mı saçayım ışıklarımdan.sendin seçen karanlıkları ,bendim yalnız kalan ışıklarımdaki…hıh…bir yaprak daha harcamışken kendini bana ben harcamışım aşkımı sana,çok mu dersin…

Çok güzelim çok…anlamayana, hele sana …

Alıntı...


Bir Dosta Mektup

Yorum (0) Yorum yaz!

UĞUR SAYISI 3 OLANLAR


UĞUR SAYISI 3 OLANLAR


Uğur sayısı 3 olanlar keskin bir zekaya sahiptirler. Bulundukları ortamda hemen fark edilirler. Çok iyi gözlemcidirler ve çevreleriyle ilgili her şeyi tüm detaylarıyla takip ederler. Yaratıcıdırlar ve pratik çözümler üretmek konusunda çok başarılıdırlar. Fazlasıyla sabırsızdırlar ve başarıya çok önem verirler. Hareketli bir yapıları vardır.

İnatçıdırlar ve kafalarına koydukları bir işi gerçekleştirmek için ellerinden geleni yaparlar ve canla başla çalışırlar.Oldukça kuvvetli bir iradeleri vardır.Kısıtlanmaktan hoşlanmazlar ve özgürlüklerine fazlasıyla düşkündürler. Kimseye borçlu kalmak istemediklerinden, başkalarından kolay kolay yardım almazlar. Hayatları düzenlidir. Disiplinden hoşlanırlar. Emir almaktan hoşlanmazlar ve katı bir diktatör gibi davranabilirler. Duygusal bir yapıları olduğu halde bunu gizlemekten hoşlanırlar. Zayıf olarak nitelendirilmekten korkarlar.

Prensipleri doğrultusunda yaşarlar ve kesinlikle taviz vermeye yanaşmazlar. Çevreleri tarafından kıskanılır ve engellenmeye çalışılırlar. Gururludurlar. Gururlarını inciten birine karşı tavır alır ve ilişkilerini keserler. Tedirgin ve karamsar bir yapıları vardır. Başarısızlıklarını da başarıları kadar sahiplenirler. Sorunlar onların gözünü asla korkutmaz. Gururlarının okşanmasından fazlasıyla keyif alır.

Çevrelerindeki her şeyi çok iyi incelerler ve her şeyden bir sonuç çıkarmaya çalışırlar. Araştırmacı bir yapıları vardır. Bir konuya konsantre olduklarında tüm enerjilerini bu konuya yönlendirir ve olumlu sonuçlar elde ederler. Hayata bakış açıları oldukça içten ve rasyoneldir.

Yorum (1) Yorum yaz!

Dinamik ve Statik :)






Her yıl ,her ay ,her gün birbirinden farklı geçiyor.Hatta insanın bir saati bir saatini tutmuyor. Neden acaba...?
Değişen zaman mı değiştiriyor bizi ; yoksa değişmek isteyen biz mi değiştiriyoruz kendimizi... Bazı zamanlarda değişime ayak uydurmak güzelken bazı zamanlar hoş olmayabilir. İnsanın sürekli kendini güncellemesi, yeni şeyler öğrenmesi güzeldir.Çünkü insan dünya da en yüce varlıkta olsa bir eksiklik içindedir devamlı. İnsan bunu anlayarak hareket etmeli ve asla tamam bunu öğrendim dememeli.Yoksa ne kendini geliştirir ne çevresini...
Lakin bazı şeylerde vardır ki insan o özelliklerinde tutarlı ve güvenilir olmalıdır değişmemelidir, dönmemelidir. Kişilik ve karakter anlamında insan ağır bir kaya parçası gibi olmalıdır ki ne sel alsın ne de yel. Bir ordan bir oraya savrulmasın.
İşte hayatta ne zaman nerede duracağını , ne zaman ne yapacağını bilmek bu olsa gerek...

Yorum (1) Yorum yaz!

Tepkim Sana Mutsuzluk





Farkındalık ve farklılık her insanın hayatında olan ve olması gereken şeylerdir.Rutin bir hayat,hayattan ve çevreden zevk almayı engellediği gibi insanlarda ki duyguları körelterek bir robot gibi yapar.Robotlaşan bir insanı ele geçiren bir beyin ona her şeyi yaptırabilir.Hayatını kendi için yaşmaktan çok zorunluluktan yaşamaya başlar. Böylece sokakta,çarşıda,asık suratlı mutsuz insan profili gerçekleşmiş olur.Karar sizde…Ya canlanın ya robotlaşın. Ama gülmek size yakışıyor.

Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Paylaş

Love Secret - Makis Ablianitis site statistics