Img 0205Img 0033

Serdar Tuncer Lale Bahcesi
. -

Asım Yıldırım Bağlanmayacaksın
. -

Serdar Tuncer-Sezai Karakoç şiiri Sürgün Ülkeden

Bir yürek ki yanmaz yürek denir mi ona
Sevmek haram yüreğinde ateş olmayana
Bir günü sevgisiz geçirdinse yazık
En boş geçen günün o gündür inan bana

SAYFANIN EN ALT BÖLÜMÜNDE YÖRESEL HALAYLAR BULUNMAKTADIR..... Toplist, Site Ekle Sadakatli Olmak Kadar Zor Birşey Varmı ki Hayatta... - Blogcu




Ne Güzel ve Anlamlı Birgün


İş, güç, yalnızlık,güneşzilik ve günsüzlük…
Yeni yazının başlığı böylemi olsa acaba.
Yada yazı yazamasam.
Köşe yazarlarının, entelektüellerin, düşünürlerin, gazetecilerin dönüp dolaştıkları
yerleri bugün aklımdan geçirmesem diyorum.
Bugün akımların etkisi altında kalmayıp, irademin ve bedenimin secde ettiği ALLAH’ın
Habibi için toplasam kalemlerimi ve birleştirsem.
Bütün akılların birleşip onun kullandığı bir bağların derinliğine erişemeyeceklerini
bilerek bütün kalemlerimi toplasam ve çok bilmişliğimi, artristik kelimelerimi,
felsefik tartışmaların ateşlediği nefsimi, dağ kılmak yerine dağlasam bugün…

Peygambere bir mektup yazsam…
Ellerim hiç bu kadar titrememişti efendim.
Kütüphanedeki hiçbir kitabı tanımıyorum seni düşününce, kitaplarıma kaldığım yerden
devam edemiyorum.
Fikri tartışmalarda savunacağım düşünceleri bile savunamıyorum.
Sonu izmle biten düşüncelerin yozluğunu umursamıyorum.
Kesip biçenlere, atıp tutanlara, entelektüel dergahın içinde, tanrı kabul ettikleri
bilimin savrukluğuna aldırmıyorum.
Sen olsaydın diyorum, tartşılmazdı kavramlar, uzlaşırdık her konuda…
Demogoji yaparak kutsanan beyinlerce, iteklenen herşey biterdi.
İlmini alır haddimizi bilirdik.
Azıcık susardık, sen olsaydın burnumuzun dikine gitmezdik.
Aklımıza esen havayla, ağzımıza geleni söylemezdik. Sen olsaydın, kendimizin bir
karşılığı olurdu.
Sen olsaydın bildiğimizi bilirdik.
En çok satan kitapları okuyarak, kendimizi bir bilen ilan etmezdik.
Kelimeleri israf etmezdik, matematiği kutsamazdık.
Dar düşünüp çıkar yol bulamamaktan yakınmazdık.
Her el sıkıştığımız düşünce karşısında, benliğimizin sömürülmesine izin vermezdik.
Dilimizi başkalarının diline çevirmezdik.
Sen olsaydın şiir yazılmazdı ve köşe yazılarının kapanırdı  köşeleri.
Fizik yasalarını mutlak aklın yarasaları haline dönüştürenlerin,kesilirdi dönüşümleri.
Sırf konuşmak olsun diye, harf sırasına göre boşluğa düşmezdik.
Sen değdiğinde bize biz sana değen olurduk ve sana erişirdik, sen bizleri ertelemezdin,
sana danışan ümmetini geri çevirmezdin.
Açıklardın, anlatırdın, aklımıza su serper bizleri endişe tuzağına düşüren düşünce
sahiplerine kendini siper ederdin.
Sen olsaydın Uhudu, Bediri, Hudeybiyeyi yaşardık.
Ve bütün bunlar karşısında, kimse bize hikaye anlatmazdı.
Akılcıların, çoğulcuların, liberallerin, demokratların, milliyetçilerin,
sosyalistlerin kelimeleri silinirdi kendi akıllarından.
Yabancı düşünürlerin, epikilüstlerin, stoisyenlerin, hedonistlerin söyledikleriyle
fikir hamallığı yapmazdık, sen olsaydın sana yaslanırdı akıllarımız ve seni bilirdik
sadece.
Sen olsaydın bozguna uğramakla yenilmek arasındaki çizgiyi hatırlar ve yenilgiyle
sonlanan fikri mücadelemizi bile  hayra yorar bize Uhudu hatırlatırdın.
Şimdi ellerim titriyor efendim…o çok bildiğim sandığım bütün bilimler kırışıyor
senin bir zerre ilmin karşısında.
Şimdi aklın sarsılıyor efendim, düşüncelerim susmakta, sana ve senin kullandığın
küçük bir virgülü bile fikrinin bağrına basıyor ve bastıkça parçalanıyor, dahada
küçük parçalara ayrılıyor dünyanın atomları.
Şimdi sadece sen olsaydın, ve bizde sadece sussaydık. Konu sıkıntısı çeken dar
beyinlerin sana koştuğunu görseydik, bilimlerini ilminle kıyaslayanların susup seni
dinlediklerini görebilseydik.
Ve seni bize gönderen ALLAH a seninle şükretseydik,.
Şimdi sen olsaydın, dili tutulurdu dünyanın, eli ayağı birbirine dolaşırdı
denklemlerin, parabollerin…
Şimdi sen olsaydın sadece sen olurdu kainat…

Fani dünyamıza şeref verdin, onu anlamlandırdın, doğrusu sana doyamadık efendim.
Seni sevdik ve her zaman özlemini büyüttük yüreğimizde, seni sevmeyi ve özlemeyide
ibadet bildik, seni hiçbir zaman unutmayacağız.
Efendim taptaze bir haberdir gelişin, iyiki geldin, hoş geldin.
Kutlu doğumunun yıldönümünde seni rahmetle , minnetle anıyoruz.
 

Alıntı
umutfm

Yorum (1) Yorum yaz!

Görmek mi Hissetmek mi....



Bakmak gerek görmek gerek. Daha da ötesi hissetmek gerek. Bazen öyle anlar gelir ki bakmak görmek işe yaramaz. İşte o zaman hissettiklerin gördüklerinden daha gerçek olur. Haydi anla anlabilirsen ve anlat anlatabilirsen. Her gördügünü yaşamayabilirsin ya da gerçekci bulmayabilirsin.
Ama hissettiklerini içinde sadece kendi başına yaşarsın ve tüm gerçekciliğiyle paylaşırsın içinde.....

Yorum (0) Yorum yaz!

Şems Ve Felsefeciler....





Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye felsefecilerden bir grup geldi. Suâl sormak istediklerini bildirdiler. Mevlânâ hazretleri bunları Şems-i Tebrîzî’ye havâle etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrîzî hazretleri mescidde, talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç suâl sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrîzî;
“Sorun!” buyurdu. İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.
Sormaya başladı:
“Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım.”
Şems-i Tebrîzî hazretleri;
“Öbür sorunu da sor!” buyurdu.
O;
“Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azâb eder mi?” dedi.
Şems-i Tebrîzî;
“Peki öbürünü de sor!” buyurdu.
O;
“Âhirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezâsını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın!” dedi.
Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamânın kâdısına gidip, dâvâcı oldu.
Ve;
“Ben, soru sordum, o başıma kerpiç vurdu.” dedi.
Şems-i Tebrîzî;
“Ben de sâdece cevap verdim.” buyurdu.
Kâdı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:
“Efendim, bana Allahü teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim.”
O kimse şaşırarak;
“Ağrıyor ama gösteremem.” dedi.
Şems-i Tebrîzî;
“İşte Allahü teâlâ da vardır, fakat görünmez.
Yine bana, şeytana ateşle nasıl azâb edileceğini sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı.
Yine bana;
“Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz.” dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyâda küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan âhiret hayâtında niçin hak aranmasın?” buyurdu.

Felsefeci, bu güzel cevaplar karşısında mahcûb olup, söz söyleyemez hâle düştü.

Yorum (3) Yorum yaz!

Yürekten Samimice




Çocuklar bir kor gibidir.
Onlara yürekten hafif hafif üflersen alevlenir, büyür.
Ama hızla üflersen kor söner, kül olur, kayıp olur.

Yorum (1) Yorum yaz!

KİTAP TAVSİYESİ

Allah'sız Müslümanlık
 






Ömer Lütfi Mete
PROFİL YAYINCILIK



“Allah’sız Müslümanlık” deyimi ile ne anlatılıyor?

Bu soruyu bir cümlede ifade etmek gerekirse, “Güçlü ve etkin bir iletişim çabası sergileyerek Allah ile beraberlik kuramayan İslami yaşayış biçimi” derim…

Müslümanlık, kişi için
huzur ve mutluluk sağlayan bir tercih değil de,Ürkütücü bir Tanrı’nın koyduğu külfetler bütünü şeklinde yaşanırsa bu, gerçek bir dinin hedefleyebileceği durum olamaz.

Öyle inanıyorum ki, çağımızda Müslüman kimliğini önemseyen her
insan, yaşadığı çelişkileri özgürce sorgulayıp tartışabilse benimkilere benzer sonuçlara ulaşacaktır.

Alıntıdır...

Yorum (0) Yorum yaz!

İnanmak


İnanmak

İnanan bir insan bir ülkeyi değiştirebilir. İnanmak,kendini aşmak ve insanüstü güce sahip olabilmektir.

Bu güç insanı bulunduğu yerden çok çok üst bir düzeye getirir.

İnanmak yapılacak işin, düşünülen düşüncelerin, psikolojik ve fizikötesi (görünenden artakalan) tarafını halletmektir.

Geriye sadece manevi boyutundan çok maddi boyut kalmıştır.Beden sadece ruhla bir olursa canlanır.

Ne ruhsuz can olur ;ne de bedensiz ruh.

Ama bazen;düşünce ötesine gittiğimiz zaman ruhumuz bedenden ayrılabilir.Bunu yapabilmek , insanın özünü bulabilmesiyle oluşur.

Yorum (0) Yorum yaz!

Yeni Bonsai Ağacım....





Yeni Bonsai Ağacım....

Çam ağacında ki tecrübesizlikten dolayı yeni bansai ağacımı doğal koşullardan bulup evde yetiştirmeye başladım biraz degil bayağı emek isteyen birşey ama olsun...Sabır hem onu hem beni olgunlaştırır inşallah :)

Yorum (0) Yorum yaz!

Saadeti Unutma....




Ellerime uzanan dudakları tepeyim
Allah diyen, gel seni ayağından öpeyim.


Düşünün ben ne büyük rütbeye tutkuluyum,
Çünkü onun kulunun, kölesinin kuluyum...


O demde ki perdeler kalkar perdeler iner
Azrail'e hoşgeldin diyebilmekte hüner...


Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var,
Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var.


Öleceğiz müjdeler olsun müjdeler olsun
Ölümüde öldüren Rabb'e secdeler olsun.


Dostlarım ev eşyamdı, bir bir gitti diyorum,
Şimdi boş odalarda ölümü bekliyorum.


Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum,
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
 Necip Fazıl'dan....

Yorum (1) Yorum yaz!

Ögretmenler günü


Yorum (2) Yorum yaz!

Öze dönmek...

ÖZÜ BİLMEK ÖZE DÖNMEK   
 
 İletişim teknolojisi çok gelişti. Dünyanın bir ucunda söylenenler anında bize ulaşıyor. Gerekli gereksiz her konudan haberdar oluyoruz. Bu durumu bir fırsat bilenler de her şey üzerine konuşuyor. Biz de dinliyoruz.

İslâm üzerine de çokca konuşuluyor. İlgili, ilgisiz herkes din hakkında bir şeyler söylüyor. Hakikati söyleyen azınlığın yanında, epey bir kalabalık, dini kendi çıkarlarına, arzuladıkları hayata uygun bir şekle sokmaya çalışıyorlar. Astrologlar, medyumlar bile iddilarına dinden deliller getirme peşindeler.

Çıkarılan gürültü, kargaşa arasında dinin esası, hakikati ancak bir silüet olarak görünüyor. Din hakkındaki doğrular netliğini kaybedince, biz de ne yapacağımızı şaşırıyoruz.

Halbuki bu dinin sahibi ALLAH'tır. Aslı-esası hiç bozulmadan bu din kıyamete dek var olacaktır.

Sorun, bizim çer çöp arasında yolumuzu kaybetmemizden kaynaklanıyor. Yüreğimizi ve zihinlerimizi şöyle bir silkeleyip kendimize döndüğümüzde, dinimiz her zamanki berrak, pırıl pırıl, güler yüzlü haliyle bizi karşılayacak.
 :lale: :lale: :lale:
Unutmamak için tekrar

“ Akl-ı beşer nisyan ile malûldür” sözü, eskilerden yadigâr anlamlı bir söz. Yani “insan aklı unutmakla kusurlu” demiş atalarımız.

Bu sözde insan tabiatının bir yönüne atıfta bulunulduğu gibi, bilinenlerin tekrar edilmesi gereği de hatırlatılıyor. Unutma kusurundan kurtulmanın tek yolu tekrar.

Tekrarlamak, bilgiyi tazelemenin ötesinde önem taşıyor. Sık sık yaptığımız şeyler hayatımızın kendisi oluyor. Onu içselleştiriyoruz, halimiz o oluyor.

Düşünün ki, namazı günde beş kez tekrarlıyoruz. Her bir namazın içinde de sürekli tekrarlar var. Mesela Fatiha Suresi'ni günde kaç kez okumuş oluyoruz? Kaç kez rükû ve secde yapıyoruz?

Tekrarlamak gerçekten önemli demek ki. Önemli şeyleri tekrarlamak, yenilemek daha da önemli. Hele de ebedi hayatımız, ahiretimiz söz konusu olduğunda...

Müslüman kalmak, müslümanca yaşamak, bu devirde daha çok tekrara bağlı gözüküyor. İmanımızı, bu imanın muhtevasını, nereden gelip nereye gittiğimizi, neleri yapmamız, nelerden uzak durmamız gerektiğinin bilgisini hep tekrarlamakta fayda var.

Çünkü bu zaman, bu hayat, inanılmaz ölçüde aşındırıcı bir karakter taşıyor. Kirli-temiz demeden sürekli suyla dolup boşalıyor kabımız. Kirlerin tortuya dönüşüp kabımızı büsbütün işe yaramaz hale getirmemesi bizim çabamızla mümkün. Sık sık “tertemiz, arı-duru olan”la yıkamakla mümkün.

Evet, bugünkü dünya, içimizi arındırmayı mümkün kılan ilmi, ameli terkettiğimizde, bizleri kolaylıkla haktan, hakikatten uzaklaştırıyor. Kalplerimizi yıpratıyor, direncini kırıyor.

“ Müslümanız elhamdülillah, dinimize, kitabımıza saygımız var” tesellisinin de tek başına bizi taşıyabileceği bir yer yok. Başıboş bırakılmadığımızı bilmek ve Sahibimiz'e itaat ve ibadet etmek zorundayız. Aslında, kibirlenip sırtımızı dönmezsek, bu itaat ve ibadetin ne büyük saadet, nasıl bir coşku ve zevk hali olduğunu farkedeceğiz. Çünkü tabiatı gereği kalbin tek huzur ve sükun yolu bu.

ALLAH'a kulluk bilmekle olur. Hz . Peygamber s.a.v. Efendimiz, bu öğrenmenin kadın erkek her müslümana farz olduğunu buyurmuşlardır.

Öneminden dolayı da bilme-öğrenme, yani kısaca ilim konusu dergimizde sıkça yeralıyor . Başta söylediğimiz gibi tekrar etmekte fayda var. Hatırlatalım; tekrarla ayakta kalma devrindeyiz.

Müslümanlar olarak dinimizi bilmek zorundayız. Nasıl inanacağız, nasıl ibadet edeceğiz, nasıl yaşayacağız ki doğru yol üzere olalım, Rabbimiz'in hoşnutluğunu kazanalım.

Bunun için güzel dinimize dair bilgilerimiz zaman zaman gözden geçirilmeli. Bir şekilde aşınan, unutulan varsa düzeltilmeli, yerine konulmalı.
 :lale: :lale: :lale:
Öz bilgi ihtiyacı

İslâm alimleri, asırlar boyunca çok ayrıntılı bilgiler içeren ciltler dolusu kitapların yanısıra , her yaştan, her eğitim düzeyinde müslümanın kolaylıkla anlayabileceği rehber kitaplar da yazdılar. Bu kitaplar, ALLAH yolunun karışıklıktan uzak, sade bir zihinle, berrak bir kalple yaşanmasına kılavuzluk etti.

Bu kitaplarda İslâm'ın en temel hükümlerine yer verildi. Bu durum, daha fazla ilim gereksiz demek değil elbette. İsteyen herkese ilim sarayının kapıları sonuna kadar açık. Fakat mesleği icabı her konuyu bütün ayrıntısına kadar araştırması gerekenler dışında, hayat şartları herkese yeterince zaman tanımıyor.

Bu durumda ve özellikle bugünkü şartlarda dinimiz hakkında bilinmesi zorunlu olanları tamamlayıp, bunlarla sürekli şekilde amel etmek en kolay, en güvenli yol gibi görünüyor.

İmam Gazalî rh .a. Hazretleri'nin “ Eyyühe'l-Veled: Ey Oğul” adını taşıyan bir kitapçığı vardır. Ve bu ufacık kitabın da önemli bir hikayesi. İmam Gazalî Hazretleri'nin bu kitabı yazmasına sebep olan olay şudur:

İmam Gazalî rh .a.'in yanında ilim tahsil eden, bütün konuların en derin meselelerine vakıf olan talebelerinden biri, günün birinde tefekküre dalar ve kalbine şu düşünceler gelir:

“Çok çeşitli ilimler okudum, gençliğimi bunları öğrenmekle geçirdim. Şimdi bana bir iş düşüyor: Öğrendiklerimin hangisi bana fayda verecek, kabrimde bana arkadaş olacak, bunu anlamalıyım. Faydası olmayacak olanları da terk etmeliyim. Rasulullah s.a.v. Efendimiz de bir duasında: ‘ ALLAHım, Faydasız ilimden sana sığınırım' buyurmuyor mu?”

Böyle düşünür ama işin içinden çıkamaz. Nihayet fikrini almak üzere hocası İmam Gazalî'ye bir mektup yazar. Şöyle der:

“Her ne kadar yazmış olduğunuz İhyau Ulumi'd-Dîn ve diğer eserleriniz sorularımı cevaplandırıyorsa da gayem, bana yazacağınız birkaç sayfayı yanımda taşımak ve ALLAHu Tealâ'nın izniyle hayatım boyunca onlarla amel etmektir.”

Evet; biz İmam-ı Gazalî Hazretleri'nin hocalık yaptığı Nizamiye Medresesi'nde talebe de değiliz. Bizim, kabirde bize arkadaş olacak bilgilere, birkaç sayfaya ihtiyacımız var. O talebeden daha çok ihtiyacımız var.
 :lale: :lale: :lale:
Asıl olana dönmek

Dergimizin yedinci sayısında Faruk Gürbüz şöyle yazıyordu:

“... Denizlere doğru akıp giden ırmaklar nasıl bir mecraya muhtaçsa, ALLAH'a giden bir mümin de hayatının akışını disiplin altına alacak, onu derleyip toparlayacak, denetleyecek bir ilmihale, yani davranış bilgilerine muhtaç.

İlmihal, ahiret yolcusu bir müminin Kur'an ve Sünnet'ten süzülmüş rehberlik bilgilerini ihtiva eden kılavuz kitap.

İlmihal, bir müminin su gibi akıp giden hayatının mecrası.

İlmihal ilâhi bir disiplin. Hayatın nizamnamesi...

Öyle ki, ilmihal doğru imanın yollarını öğretir. Sonra bu sağlam itikad üzerine davranışlarımızı bina ederiz. Amellerimiz itikadımızın aynası olur.

Çocuklarımıza kazandırmamız gereken davranışların en güzelleri ilmihallerimizde vardır. Zaten ilmihal, sözlük manası itibariyle ‘hal ilmi', yani davranış ilmi demek.

Beşikten mezara hayatımızı yönlendirip terbiye eden bilgileri kapsar. Temizlikten yeme ve içme adabına kadar, her türlü davranışın en mükemmelini ilmihallerde buluruz.

Her türlü davranışımızın önünde ve sonunda dualar öğreniriz ilmihallerden... Böylece her işimizde Yüce Mevlâmız ile gönül bağlarımız, muhabbet ve tevekkül bağlarımız tazelenir.

Kısaca, Cenab -ı ALLAH'ın sevdiği bir ahlâk ile süslenip edeplenmiş oluruz.

Zaten Tasavvuf erenlerinin bir maksadı da, ALLAH'ın kullarını ilmihal bilgileri ile beslemek ve ondaki peygamberî edeplerle süslemek değil mi?”

Yani yapmamız gerekenler var. Hem kendimiz, hem çoluk-çocuğumuz, etrafımız için.


Alıntı....

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Paylaş

Love Secret - Makis Ablianitis site statistics